
Yıldızlar gündüz de parlar
Görmez misin?
Hepsinde bin özlem
Figan-ı firak var
Duymaz mısın?
Ya o, sessizliğine doluşan çığlıklar
Kaç ateş böceği aydınlığı uzağındalar
Söyle!
Kaç buse topladın giderken
Ve ne kadarını bırakacaksın ardında
Yürek dediğin o izbe siperin
Hangi yanı yaşama meftun?
Geç değil henüz
Hemde hiç değil
Henüz erken…
Düşün ki;
“Mutluluğu resmedemedim ben demişken “
Abidin DİNO;
Tuvaline düşürüp
Kurak iklimlerden, çekip çıkardığı ağaca
İliştirir aşkın asil yüzünü
Tomurcukları bir darbeyle nasıl patlatır
Diyeceğim o ki;
Ümit Yaşar OĞUZCAN tarifiyle:
“Musıki halinde geçen zamanları/nda”
Sevişirken aşkın en yalın sen hali
Örselenmiş hüznünün ederi
Kaç kırattır ?
İndir yelkenlerini
Yanaş huşu içinde Kandilli’ye,
Küreklerini topla, bir yere varmayacak
Ya da, nereye varacağı muallak maviden
Rotasını sen çizebilirsen kıymetli yolculuk
Yoksa;
Orhan VELİ’nin dediği gibi
“Kendimizin icad ettiği hüzünler”
Her yalnızlık iklimi pespaye,savruk
Epeyce yaklaş,duy
Anlatamazsanda dert değil zira
Hayat anladığınca yaşatır kendini
Ya, o içinde sakladığın?
Fikret MUALLA’yı anla biraz
Karanlık kaldırımların sessiz kelepçelerinden
kurtarmanı bekleyen bir çocuk var
Hiç görmesende tanıdığın
Şaşırma!
Koş ,kucakla
Çünkü;
O’nu sen yarattın
Geç değil henüz
Henüz; erken
Hatırla!
*Bir gün ver bana Tanrım
Ta çocukluğumdan kalmış*
Diyor ya;Ziya Osman SABA
Anla!
Zaman acımasızdır
Kimse seni, senin kadar üzemez
Karar ver!
Ya, sen öleceksin şimdi
Ya da;
Kendine sakladığın
İlker PAMUKÇU
15/12/2007 İstanbul
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder