Seni seviyorum nidalarıyla
kim yaklaşmaya çalışıyorsa yanıma,
püskürtme teknikleri keşfediyordum
hiç üşenmeden uyguluyordum sonra.
“Aşk iki kişinin ortak yalnızlığı paylaşmasıydı nasıl olsa”
yanmak vardı mirim işin ucunda
öyle böyle değildi hem
bir gülüşe aldanıp körü körüne
ya da takılıp bir göz süzüşe,
yatmak ayrılık ertesi zindanlarında.
“Hiç çıkmamak muhtemelen koyardı da adama”
işte bu yüzden ırak yeğdi,
Çoğu zaman yakından
Hem, kim çekecekti onca cefayı
Kuytularda bekleştim yıllar yılı
Sessiz, kulak kirişte kıpırdamadan.
"Sis buluttan ağırdı fikrimce o günlerde,
aşk’ın pembe hali külliyen kuyruklu yalan”
sessizliği karıştırıyordum
kale surlarımın harcına
ne top işliyordu, ne tüfek
evvelden gelen anlatıya göre,
sert bir harpti ya, aşk denen o cenk.
kolaydı ilk başlarda direnmek,
uzak tutmak ateşi yüreğin zırhından
görmek için bakmamışlığın rahatlığında
ya gözünün üstünde kaşı vardı hepsinin,
ya da, iyi öpemiyorlardı çatlamış dudağımdan.
ta ki, çıkana dek karşıma o afet-i devran
Sonrasında ne kale kaldı, ne sur, ne siper, ne kalkan
kabul inandım
gerçek aşk varmış
ve yediğinde o ilk oku,
neye uğradığını şaşırıyormuş insan.
anladık ıskalama lüksün yokmuş Eros
yazmışsa insanın alnına bir defa Yaradan
iyi de, kevgire çevirdin be kardeşim,
yeter, el aman….
İlker PAMUKÇU
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder