
Esrik nağmeler eşliğinde artıyor
buzullardan esiyor ruhuma rüzgâr
gece oluyor sonra
gece önümde uzanan zalim bir duvar
Bir top kumaşa aslında talipliğim
son montajını kotarmaktayım
kurguları yapılmış uzun metrajlı
siyah beyaz film karelerimin
Ölüm sessizliğinde bütün caddeler
dirhem kımıldamıyor hayat
soğuk ve bir o kadar ezik
ben o kaldırım taşları gibiyim
William Shaespeare kulakların çınlasın
“To be or not to be” demişsin ya hani
Vesselam büyük adammışsın!
Bildiğim bütün gül bahçeleri yanık
dikenleri sarıyor üşüyen parmaklarım
yıldızlardan daha da uzağa değiyor zihnim
yalnızlığımla mırıldanmalardayım
Sorsanız deliliğe yorarlar ya bunu
çok umurumda da değil doğrusu
Akrep yelkovana küsmüş
dersin ki, hiç kavuşmayacak
suç bende değil zira
zaman denen zıkkımda bin keskin çark
Yok dişlisinden sıyrılmış hayatın freni
bastıkça acıtmayan cinsinden hani
gelse can yoldaşım martılar
sonsuzluğa kanat çırpsa ya ruhum şimdi
Uyumayın hey ahali !
vakit tamamdır
gidiyorum bu viran şehirden
tam da sırası şimdi
Bu yaptığım son kâğıttan gemi
rotasız seyrüsefere çıkacak olan hani
söylememiş miydim daha önce hayret
sahi siz diğerlerini de görmemiştiniz değil mi?
Oysa kaç sahile taşıdı gözyaşlarımı onlar
kim bilir kaç deniz kızı göğsünde bekleşti
bilseniz şaşırırsınız
daha yollanacak onca gözyaşım var ki
Kıyısında gezinirken bir melodi yarların
üşüyor ya bu şekilsiz parmaklarım
gizlendiği yerden çıkarken ölüm
tam ortalık yerinde bir mermi deliği alnımın
ıskalanmış tüm hedeflerde bir telaş düşlerdim oysa
Hayat duvarına astığım
Hüznün yamalı paltosunu bırakıyorum ardımda
ola ki ,sevda yağmuruna tutulur benden sonra
aldırmayın , hem şaşırmayın da şeffaflığına
safi şiirdir rengi…
İlker PAMUKÇU/08
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder